İçeriğe geç
Adıyaman Gazetem

Meraklı okurlara yaşam ve burç notları

Kişisel Gelişim

İş Gününde Su ve Mola Düzeni Nasıl Kurulur

Masa başında geçen saatlerde susuzluk ve hareketsizlik birlikte birikir. İkisini tek bir düzenle çözmenin pratik yolları.

Derya Ilgın 4 dk

Bir iş gününün sonunda hissedilen yorgunluğun kaynağı çoğu zaman yapılan işin ağırlığı değil, o işin hiç kesilmeden sürdürülmüş olmasıdır. Sabah masaya oturup akşam kalkan biri, aslında bedenine tek bir mola sinyali göndermemiş demektir. Oysa dikkat dediğimiz şey sınırsız bir kaynak değil; belirli aralıklarla yenilenmesi gereken, yenilenmediğinde de sessizce azalan bir kapasitedir. Aynı şey su için de geçerlidir: masa başında çalışan çoğu insan susuzluğu fark ettiğinde çoktan geç kalmıştır, çünkü yoğunlaşma hissi susuzluk sinyalini bastırır.

Bu iki başlığı, yani suyu ve molayı ayrı ayrı çözmeye çalışmak yerine tek bir düzenin parçası hâline getirmek çok daha kolay işler. Çünkü ikisi de aynı şeyi ister: gün içine yerleştirilmiş, düşünmeden uygulanabilen küçük duraklar.

Susuzluğu beklememek

Gün boyunca içilen sıvının büyük kısmı, çoğu insanda öğün saatlerine sıkışır. Sabah kahvesi, öğle yemeğindeki bir bardak, akşam eve dönünce içilen su. Aradaki uzun saatler boşta kalır. Bunu düzeltmenin en pratik yolu, suyu bir hedefe değil bir nesneye bağlamaktır. Masanın üzerinde, görülebilecek bir yerde duran bir sürahi ya da geniş bir bardak, hatırlatıcıların en güvenilirisidir. Gözden uzak duran şişe, akşama kadar dolu kalır.

Miktar konusunda katı rakamlar peşinde koşmak da gereksizdir. Kişinin kilosu, ortamın sıcaklığı, hareket düzeyi ve tükettiği diğer içecekler tabloyu değiştirir. Daha güvenilir bir gösterge idrar rengidir: açık sarıya yakın bir ton genellikle yeterliliği anlatır, koyulaşma ise geri kalındığını söyler. Bir başka pratik işaret, öğleden sonra ortaya çıkan ve nedeni anlaşılamayan hafif baş ağrısı ile dikkat dağınıklığıdır; bunlar bazen yorgunluk değil, basitçe sıvı açığıdır.

Molayı takvimin içine yerleştirmek

"Fırsat bulunca kalkarım" cümlesi pratikte hiç kalkmamak anlamına gelir, çünkü yoğun bir günde fırsat kendiliğinden doğmaz. Molanın işe yaraması için önceden yer ayrılmış olması gerekir. Kimi insan için bu, her saat başı iki dakikalık bir ayağa kalkıştır; kimi için ise elli dakikalık bloklar hâlinde çalışıp arada on dakika uzaklaşmaktır. Hangi ritmin seçildiğinden çok, o ritmin tahmin edilebilir olması önemlidir.

Molanın içeriği de en az süresi kadar belirleyicidir. Ekrandan kalkıp başka bir ekrana geçmek dinlenme sayılmaz; göz de zihin de aynı işi yapmaya devam eder. Etkili bir ara, bedenin duruşunu değiştiren aradır. Ayağa kalkmak, birkaç adım yürümek, pencereden uzağa bakmak, omuzları geriye açmak. Bu basit hareketler saatlerdir aynı pozisyonda kalan kasların kısalmasını engeller ve dolaşımı canlandırır.

İki alışkanlığı birbirine bağlamak

En sürdürülebilir çözüm, su içmeyi molanın tetikleyicisi yapmaktır. Bardak boşaldığında doldurmak için kalkmak gerekir; kalkmak birkaç adım yürümeyi getirir; yürümek de duruşun değişmesini sağlar. Böylece tek bir davranış üç işi birden görür. Bunun için su kaynağını masaya en yakın noktaya koymamak bile bilinçli bir tercih olabilir; birkaç metrelik mesafe, gün sonunda yüzlerce adıma dönüşür.

Toplantı yoğunluğu olan günlerde bu düzen kolayca dağılır. Böyle günlerde iki toplantı arasına beş dakikalık boşluk bırakmak, günün tamamını değiştirebilecek küçük bir müdahaledir. Bu boşluk, ayağa kalkmaya, su içmeye ve bir sonraki konuya zihinsel olarak geçmeye yeter.

Çay, kahve ve dengeyi kurmak

Masa başında tüketilen sıcak içecekler sıvı alımına katkı sağlar; ancak kafeinli içeceklerin ardı ardına gelmesi, öğleden sonra huzursuzluk ve akşam uykuya geçişte zorluk yaratabilir. Pratik bir denge, her kahveden sonra bir bardak su içme alışkanlığıdır. Bu, hem toplam kafein miktarını doğal biçimde sınırlar hem de suyu güne yaymanın kendiliğinden çalışan bir yolunu kurar.

Öğle arasını gerçekten ara yapmak

Günün en uzun molası olan öğle arası, çoğu iş yerinde masa başında geçirilir. Ekranın önünde yenen bir öğün hem çiğnemeyi hızlandırır hem de doyma sinyalinin fark edilmesini zorlaştırır; üstelik zihne dinlenme aralığı da bırakmaz. Yemeği başka bir masaya taşımak, mümkünse binadan kısa süreliğine çıkmak, günün ikinci yarısındaki dikkat düzeyini gözle görülür biçimde değiştirir.

Öğle arasına eklenecek on beş dakikalık bir yürüyüş, hem sindirimi rahatlatır hem de öğleden sonra sık görülen o ağırlaşma hissini azaltır. Gün ışığına çıkmak ise ayrı bir kazanımdır; kapalı ofis aydınlatması altında geçen uzun saatler, akşam uykuya geçişi zorlaştıran biyolojik ritmi bulanıklaştırır. Öğlen alınan birkaç dakikalık doğal ışık, bu ritmi belirginleştirir.

Bütün bu düzenin amacı, iş gününü bir performans yarışına çevirmek değil, aksine gün sonunda geriye enerji bırakmaktır. Kısa aralarla bölünmüş bir gün, kesintisiz geçen bir günden neredeyse her zaman daha verimli biter. Çünkü dinlenme, çalışmanın karşıtı değil, çalışmanın sürdürülebilir hâlidir.